Bugün, bir başka sessiz sanki şehir...
Göğsüme vuran sesler mi çok yalnız?
Yoksa bu hırgür hangi sıkışık trafiğin esintisi!
Kendime yürüyen ayak seslerim var içimde,
Duyulması zor,
Sana adadım bu yalnızlığı,
Senin olsun sessiz tenhalığın çoşkusu.
Hırpaladığım aşklarımın arkaik tortusu..
Senin olsun... Senin olsun!
Bütün yokluklar varlığına dair.
Varlığını laftan sayma, hiç yanımda olmadı ki konuşsun!
Anla yada anlama.. Bana göre hava hoş
Sever geçerim...
Çizik atarım belkide öylece gerçeklerin üzerine
Söver geçerim...
Susturdum kendimi, yalnızlığım konuştu!
İki elim kanda olsa gelmem..
Çeker giderim...
Sesin beni hiç bilmediğim yollara savurdu..
Düz gittim, yoruldum
Eğri gittim, kayboldun..
Savruldum haklı/haksız savaşının içinde..
'Ah! içime akan yüreğim sus..
Başka dili konuşan dillere entari gibi giydirilmeseydi 'yalnızlık'
Belki o zaman sizin gibi giyinebilirdim!
ve,
sakız olup çiğnenmektense ağızlarda...
çiğnenmek isterim kalabalık taşıyan ayaklarda!
benimse avuçlarımda yapışan kumlar
dudağımda çatlamış bir öpücüğün tadı..
sırtımda ise taşıyamadığım Yusuf yalnızlığım..
bu kuyu bana dar.. bu kuyu bana hâr..
hediyesi olurdu bana bu yalnızlığın,
sadece bir an bile olsun aklında kalmışlığım..!





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder