rss
twitter

22 Nisan 2009 Çarşamba

::Titiaca::

kaldık masallara konu olan zindanların en karasında,
açtık dikeni bol corak topraklarda gül tadında,
sustuk 'ewwel zaman içinde' ile başlayan hikâyer altında
az kaldı doğacak bizimde üstümüze o güneş.. az kaldı
yorganı kaldır üstünden.. üşümezsin bu cehennem sıcağında..
ben hikayeler anlatırken sana dalma hemen uykuna yatağında
başlıyorum anlatmaya gözlerinin albedosuna aldanıp
"Cesar" olsam ruhuna kanıp ben sayardım "Julien" takvimini.. yaprak yaprak.
üstüme koşup gerileyen o nova aslında senmişsin!
sularında boğulduğum o 'Titiaca' aslında gözlerinmiş
İşte bak Sekoyalar! demiştim oysa saçlarını görünce
sen neymişsin be rüyada serap görmek fikri ilk benden çıkmıştı oysa..

uyanınca anladığım ve ayıldığım
hepitopu bir rüyaymışsın işte o kadar..

söndür mumları, dağılsın ışık öyle git
karanlığa kapat beni, düşünmeden merhametini
ilmiği geçir boynuma, bir tekme at öyle git
malahitten mezarıma koy, teninle ört üzerimi
öyle git
gideceksen!

ne titrek yüzünle bak bana
ne buzmuş tutmuş parmaklarınla dokun
dudaklarıma değmeden kov kendini.
yak şbütün mumları, ışıkları...
ya şimdi git gideceksen..
ya da dur!
sönsün bu ışıklar öyle git.

her diline güvendiğimin peşinden deryalara dalıpta çıktım
her seferinde kendime yeni ütopyalarla kurulu merkezler yarattım
etiyopyalarla çevrili sahellerimde nice aşklarımı ağırladım
hey gözüne güvendiğimin son kibritinden ateş yaktım da ısındım
her başlanıgıcıma güven kattım da ne oldu...
ne oldu...?
şimdi bir elimde suret-i Yahuda, kendi çarmıhımı hazırlıyorum
bir elimde ise malahit sütunu ve yine kendi çukurumu kazıyorum

////

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder